SEYYİD H. İLHAMİ BABA
Gönderilme zamanı: 15 Mar 2010 14:38
Sanamer Köyü, Erzurum ilimizin 82 km doğusunda, Horasan ilçemizin kuzeydoğu istikametinde 15 km uzaklıkta sırtını ufuk çizgisi ile birleşmiş Kızılca Dağına yaslamış, yüzünü kıble istikametine dönmüş, seyyid Hacı Ahmet Baba gibi Hz.Peygamberimizin Hüseyni nesebinden torununu bağrına basmakla şereflenmiş köy. O şeref ki “şerefu’l mekân bi’l mekîn (mekânın kıymeti orayı mekân tutmuş olandan gelir) adı Hacıahmet Köyü. Doğusunu hacı Ahmet Babanın rüyasında gördüğü parmak parmak sıradağlar çevirmiş. Virajlı tırmanma yolu sona erdiğinde düzlükleri kesen iki dağ arasında gökyüzünün altına serilmiş yemyeşil çayırlar. İrili ufaklı birbirine karışmış sıralı dizilmiş evler… Bulutların hemen altında köyün kuzey güney istikametinde uzanan yemyeşil halılar gibi çayırlık zeminler kaplamış. Köyün doğusundan çağlayarak akan çay ve batısından akan dere. Kızılca dağının kar suları ile beslenip zaman misali dur duraksız akan, Aras nehri ile buluşup Hazar menziline ulaşan sular. Köyün hemen ortasında yemyeşil kubbesi ile gelenlere hoş geldin diyen kutlu zat-ı muhteremin türbesi. O kutlu zat-ı muhteremin hemen yanı başında torunu Hacı Mevlüt Baba’nın evinde 1943 yılında beşinci ve son oğul olarak dünyaya gözlerini açmış.
Adını Mevlüt Baba’nın yeğeni o yıllarda Tortum Os (Şimdi Konak Mahallesi) Köyünde ikâmet eden Alaattin Bey “İlhami” olarak koymuş.
O ev ki, Hacı Mevlüt Baba’nın manevi ikliminde lif lif dokunan, iplik iplik örülen tasavvufi sohbetlerin yudum yudum içildiği bir derya… Yaz ayları rençperliğin en ağır şekilde yapıldığı mevsim. Bir yandan da Seyyid Hacı Ahmet Baba’nın türbe-i saadetlerini ziyarete gelenlerin dolup taştığı mekân. Sonbahar ve kış mevsimi ziraat işlerinin hafifleyip, seyahat ve ziyaretlerin sıkça yapıldığı mevsimler oluyor.
İlhami Baba, kalabalık bir ailenin altı numaralı çocuğu olması hasebi ile sıradan bir çocukluk yaşamıştır. Zaman ibresini ters çevirip geçen yıllara dönüldüğünde babam çocukluğuna dair şunları bize anlatırdı:
“Çocukluğumuz yoğun çalışma temposu içerisinde yazın çayırda ve tarlada, eski kışlarda kışın baca kürümek ve hayvan beslemekle geçti. Çok arzu ettiğim halde ilkokul dışında tahsilimi devam ettirememenin ızdırabı ile ancak ileri yaşlarda ortaokul için dışarıdan sınavlara girmek sureti ile mezun oldum. Medrese eğitimi hususunda Köy camisinin imamından Kuran-ı Kerim okumanın dışında bir tahsilim olmadı. Sanamer Dergâhı’na ziyarete gelen insanların hizmeti ile meşgul olurken Tasavvufi Beyitlere muhabbet besledim.”
Anadolu Tasavvuf kültürü ürünleri çoğunlukla sözlü, bazen de yazılı ortamlarda icra edilerek günümüze kadar ulaşmıştır. Tüm şairlerde olduğu gibi İlhami Baba’da tarih boyunca meşhur olmuş nesilden nesile sözlü gelenekle eserleri intikal eden şairlerden etkilenmiştir. Etkilendiği Tasavvufi şairlerin başında Yunus Emre, Kuddusi Baba, Mısr-ı Niyazi, İbrahim Hakkı Hazretleri, Avlarlı Muhammed Lütfi Efe, Sümmani Baba, Zikri mahlası ile Abdulgani Efe ve ağabeyisi Mustafa Baba gelir.
Kâinatın yaradılış sırrının da Hadis-i Kutside buyrulduğu gibi “Levlake levlak lemma halektül eflak” Sana âşık olmasaydım âlemleri yaratmayacaktım. Bu kutsi emirden hareketle âlemlerin yaradılış sırrı aşk’tı. Dünyanın var olduğu günden bu güne Hz. Rasulullah ve Hz. Allah’a aşkını ortaya koyan sayısız Allah Dostları arz üzerinde yaşamışlar. Bunlar arasında Hz. Mevlana, Yunus Emre, Şeyh Galip vb gibiler aşkla adeta özdeşleşmiş ve yaşadıklarını biz sonraki nesillere yazılı olarak hediye etmişlerdir.
Tasavvufi bir ailede dünyaya gelen Seyyid Hacı İlhami Baba da kendince âşıklar kervanına katılmış. Baktığı her nesnede Allah ve Rasulullah aşkını ve sırr-ı hafiyat dediğimiz âşıkların peşinden koştuğu Tasavvufi aşk yolcusu olmuş.
Tasavvufta aşk ötelerden başlar (ruhlar âleminden) bu dünyada mecazen yaşanır ve ölümsüz olan ruhla yine ötelere (ahirete) taşınır. Tasavvufi aşk suya atılan taş misali iç içe geçen dalgalar gibi beşerle başlayıp mahlûkatı da kapsadıktan sonra kabından taşar ikilikten çıkıp birliğe (kesretten vahdete) yol alır. Bu yolculukla ruh mecrasına, menziline ulaşınca orada derinleşmeye başlar. Bu yolculukta sevgilinin (Hz.Allah’ın) Celal ve cemal tecellisi aşığa yansıyınca bu aşk yolculuğunu yapmayanlar aşığın haline bakıp kendilerince çeşitli sıfatlarla (mecnun, divane vb gibi) onları anarlar.
Eskiler “uslubu beyan, aynıyle insan” demişler. Seyyid Hacı İlhami Baba da kendi adını (İlhami) mahlas yaparak nev-i şahsına münhasır şiirler yazmıştır. O bu dünyada Hz. Rasulullah’a remz olan “gül” ü sevmiş, güle uzanırken eline batan dikenin acısına katlanmış. Dikenin itibarının gülün hatırına olmasından bilmiş. Sevgilinin diyarı olan Gül Yurduna (Mekke ve Medine) gitmiş ve Ravza’yı Mutahhara da yatan gül cemale bakmış. İçerden, gönlünden kaynayan kazana göz kapakları engel olmamış. Bir çift damla gözyaşı ile sevgiliye aşkını sunmuş.
Nerde bir gül görse, hayran olur selatu selamla yaklaşır, öper tazim eder, koklar, aman bir yaprağı dahi yere düşmesin diye ihtimam gösterir. Ona göre hayatın manası “Gönül ve Gül ” dür.
Adını Mevlüt Baba’nın yeğeni o yıllarda Tortum Os (Şimdi Konak Mahallesi) Köyünde ikâmet eden Alaattin Bey “İlhami” olarak koymuş.
O ev ki, Hacı Mevlüt Baba’nın manevi ikliminde lif lif dokunan, iplik iplik örülen tasavvufi sohbetlerin yudum yudum içildiği bir derya… Yaz ayları rençperliğin en ağır şekilde yapıldığı mevsim. Bir yandan da Seyyid Hacı Ahmet Baba’nın türbe-i saadetlerini ziyarete gelenlerin dolup taştığı mekân. Sonbahar ve kış mevsimi ziraat işlerinin hafifleyip, seyahat ve ziyaretlerin sıkça yapıldığı mevsimler oluyor.
İlhami Baba, kalabalık bir ailenin altı numaralı çocuğu olması hasebi ile sıradan bir çocukluk yaşamıştır. Zaman ibresini ters çevirip geçen yıllara dönüldüğünde babam çocukluğuna dair şunları bize anlatırdı:
“Çocukluğumuz yoğun çalışma temposu içerisinde yazın çayırda ve tarlada, eski kışlarda kışın baca kürümek ve hayvan beslemekle geçti. Çok arzu ettiğim halde ilkokul dışında tahsilimi devam ettirememenin ızdırabı ile ancak ileri yaşlarda ortaokul için dışarıdan sınavlara girmek sureti ile mezun oldum. Medrese eğitimi hususunda Köy camisinin imamından Kuran-ı Kerim okumanın dışında bir tahsilim olmadı. Sanamer Dergâhı’na ziyarete gelen insanların hizmeti ile meşgul olurken Tasavvufi Beyitlere muhabbet besledim.”
Anadolu Tasavvuf kültürü ürünleri çoğunlukla sözlü, bazen de yazılı ortamlarda icra edilerek günümüze kadar ulaşmıştır. Tüm şairlerde olduğu gibi İlhami Baba’da tarih boyunca meşhur olmuş nesilden nesile sözlü gelenekle eserleri intikal eden şairlerden etkilenmiştir. Etkilendiği Tasavvufi şairlerin başında Yunus Emre, Kuddusi Baba, Mısr-ı Niyazi, İbrahim Hakkı Hazretleri, Avlarlı Muhammed Lütfi Efe, Sümmani Baba, Zikri mahlası ile Abdulgani Efe ve ağabeyisi Mustafa Baba gelir.
Kâinatın yaradılış sırrının da Hadis-i Kutside buyrulduğu gibi “Levlake levlak lemma halektül eflak” Sana âşık olmasaydım âlemleri yaratmayacaktım. Bu kutsi emirden hareketle âlemlerin yaradılış sırrı aşk’tı. Dünyanın var olduğu günden bu güne Hz. Rasulullah ve Hz. Allah’a aşkını ortaya koyan sayısız Allah Dostları arz üzerinde yaşamışlar. Bunlar arasında Hz. Mevlana, Yunus Emre, Şeyh Galip vb gibiler aşkla adeta özdeşleşmiş ve yaşadıklarını biz sonraki nesillere yazılı olarak hediye etmişlerdir.
Tasavvufi bir ailede dünyaya gelen Seyyid Hacı İlhami Baba da kendince âşıklar kervanına katılmış. Baktığı her nesnede Allah ve Rasulullah aşkını ve sırr-ı hafiyat dediğimiz âşıkların peşinden koştuğu Tasavvufi aşk yolcusu olmuş.
Tasavvufta aşk ötelerden başlar (ruhlar âleminden) bu dünyada mecazen yaşanır ve ölümsüz olan ruhla yine ötelere (ahirete) taşınır. Tasavvufi aşk suya atılan taş misali iç içe geçen dalgalar gibi beşerle başlayıp mahlûkatı da kapsadıktan sonra kabından taşar ikilikten çıkıp birliğe (kesretten vahdete) yol alır. Bu yolculukla ruh mecrasına, menziline ulaşınca orada derinleşmeye başlar. Bu yolculukta sevgilinin (Hz.Allah’ın) Celal ve cemal tecellisi aşığa yansıyınca bu aşk yolculuğunu yapmayanlar aşığın haline bakıp kendilerince çeşitli sıfatlarla (mecnun, divane vb gibi) onları anarlar.
Eskiler “uslubu beyan, aynıyle insan” demişler. Seyyid Hacı İlhami Baba da kendi adını (İlhami) mahlas yaparak nev-i şahsına münhasır şiirler yazmıştır. O bu dünyada Hz. Rasulullah’a remz olan “gül” ü sevmiş, güle uzanırken eline batan dikenin acısına katlanmış. Dikenin itibarının gülün hatırına olmasından bilmiş. Sevgilinin diyarı olan Gül Yurduna (Mekke ve Medine) gitmiş ve Ravza’yı Mutahhara da yatan gül cemale bakmış. İçerden, gönlünden kaynayan kazana göz kapakları engel olmamış. Bir çift damla gözyaşı ile sevgiliye aşkını sunmuş.
Nerde bir gül görse, hayran olur selatu selamla yaklaşır, öper tazim eder, koklar, aman bir yaprağı dahi yere düşmesin diye ihtimam gösterir. Ona göre hayatın manası “Gönül ve Gül ” dür.